Please reload

Kocaeli Kitap Fuarında Sosyal Medyanın Dilini Konuştuk

May 24, 2015

1/3
Please reload

Rorschach Testinin Varoluşsal Boyutları

June 10, 2013

 

YANSITMA Psikopatoloji ve Projektif Testler Dergisi

Sayı 19: II. Ulusal Rorschach ve Projektif Testler Kongresi Özel Sayısı-1

Bağlam Yayınları

 

Rorschach Testinin varoluşsal boyutlarını irdelediğim yazım:

 

Yalom (1980, s.194), “uzun süreli bir terapide eğer ölüm çalışılmamışsa o terapi eksiktir” der.  Wilber (1991) ise çağımızda en çok bastırılanın cinsellik değil ölüm olduğunu söyler. Sorulduğunda kimsenin yadsımadığı bu fenomen, nasıl olur da yaşarken çeşitli yollarla en çok inkar ettiğimiz şey haline gelir? Güneşe de ölüme de uzun süre bakamayacağımız açık olsa da yaşam ancak ölümle anlamlanabilirken ölüme hiç bakmamanın bedelleri nelerdir acaba? Ölüm için durum böyleyken yalnızlık, özgürlük ve anlamsızlıkla yani insan olmanın diğer kaçınılmaz gerçekleri ile ilgili durum nasıldır? İşte, en yalın haliyle varoluşçuluk insanın bu kaçınılmaz gerçekleriyle nasıl başa çıktığının ya da çıkamadığının çalışmasıdır.

Tam bu noktada Rorschach testi, kontürleri ve boşluklarıyla; testörün varlığına rağmen danışanı bir belirsizlik durumuyla yalnız bırakmasıyla ve bütün bu belirsizlikten seçimler yaparak bir anlam üretmesini istemesiyle varoluşsal kaygıları harekete geçiren bir özellik taşır. Her ne kadar varoluşçuluk tanımlanmış, sınırlanmış dolayısıyla nesneleşmiş bir kişilik kavramını ve kuramını reddetse de (Schneider, 2003; van Deurzen & Kenward,2005) -dolayısıyla kişilik değerlendirmesini de- kişinin Rorschach testinde sürdürdüğü örüntüleri değerlendirerek varoluşsal meseleleri nasıl yaşadığına dair bir izlenim edinebilir. Çünkü testte gözlenen gerçeklik algısı, temel çatışmalar, nesne ilişkileri ve duygulanımlarla ilgili örüntüler, bir üst kavramsal çerçeveden yorumlandığında varoluşsal meselelere dayanır.

Kontürleri esnetmemiz, katıca onlara sadık kalmamız ya da çarpıtmamız kendi sınırlılığımızla kurduğumuz ilişkiyi yansıtır. Cinsellik, dürtüyle açıklanabileceği gibi ölüme ve yalnızlığa karşı nasıl konumlandığımızın, diğeriyle nasıl ilişki kurduğumuzun da bir ifadesidir. Nesne ilişkilerinin yapılanması aynı zamanda kişinin ne kadar kendinin ve diğerinin öznelliğini kabul edip, buna göre ilişki kurabildiğini, Buber’in (1958) deyimiyle karşımızdakini gerçek bir özne olarak mı (I-thou) yoksa kendi beklentilerimize göre nesneleştirerek mi algıladığımızı (I-it) yansıtır.

Yukarıda bahsedildiği şekliyle Rorschach testinin varoluşsal meselelerle ilişkisine daha detaylı bakmadan önce, kavramsal bir çerçeve oluşturmak ve varoluşçuluk hakkında nispeten az bilgiye sahip olabilecek okuyucular için varoluşçu felsefe ve terapi hakkında temel birkaç konudan bahsetmek yerinde olacaktır. Bu kısa bilgilendirmenin varoluşçuluğun içindeki derin farklılıkları, gerilimleri ve çelişkileri yansıtmakta yetersiz kalacağı açık olsa da en azından ortak olarak paylaşılan bazı görüşleri aktarması amaçlanmaktadır.

Varoluşçuluğun ilgilendiği konuların işlenmesi her ne kadar antik yunan felsefine kadar gitse de birçok açıdan modern varoluşçu okulun başlangıcı Kierkegaard’ın (1813-1855) insan deneyiminin öznelliğini vurguladığı çalışmalarına dayanır. İnsanın öznelliğinin, otonomisinin, yaşamın anlamsızlığı karşısındaki durumunun, dünyası ile içsel deneyiminin ayrıştırılmasının imkânsızlığının, yaşamın sunduğu belirsizlik, yalnızlık ve ölüm karşısında yaşadığı anksiyetenin işlenmesi, Nietzsche’den Heidegger’e, Sartre’dan Camus’a kadar birçok filozof tarafından günümüze kadar devam etmektedir.

Bütün bu felsefi temellerin incelenmesi bu yazının kapsamında değildir; burada altının çizilmesi gereken nokta söz konusu felsefi çeşitlilik içinde tek bir varoluşçuluktan bahsedilememesi daha doğrusu böyle bir indirgemeciliğin de varoluşçuluk içinde istenir bir şey olmamasıdır (Cooper,2003).

Bu çeşitliliğin psikoterapiye yansıması da benzer olmuştur. Diğer ekoller gibi tek bir kurucu isminin olmaması, düzenleyici bir kurumsal yapının ve uluslararası bir eğitiminin olmaması farklı psikoterapi teorisyenlerinin varoluşçuluktan kendi anladıklarını teorilerine yansıtabilecekleri bir çeşitliğe olanak sağlamıştır (Cohn, 1997; Cooper, 2003; Spinelli, 2007).  Sonuç olarak tek bir varoluşçu psikoterapi ekolü yerine insanın varoluşuyla ilgili temel meseleleri ve acıyı anlamak için “çerçeveler” sunan farklı varoluşçu terapi okullarından bahsetmek daha doğru olur (May &Yalom, 1995). Bütün bu ekollerin başlıca paylaştıkları ortak ilgi alanları ise varoluş biçimleri, ölüm, kaygı, özgürlük, seçim, sorumluluk, cesaret, anlam(sızlık), otantiklik vb. varoluşsal meselelerdir; yine fenomenolojik yaklaşım varoluşçu çalışan birçok psikoterapistin paylaştığı bir çalışma yöntemidir (Schneider; 2003; Spinelli, 2007; Wong, 2006).

Bu çalışmada daha çok Amerikan varoluşçu-hümanisttik yaklaşımının ve Britanya Varoluşçu Analiz Okulunun en önemli ismi Emmy van Deurzen’ın görüşleri temel alınmıştır.

Varoluşun Dört Boyutu ve Varoluşun Getirileri

van Deurzen (1997;2002), Heideggerci bir bakış açısıyla insanın varoluşunun doğasına (Dasein: Being-in-the-world) odaklanmış ve Binswanger (1946)’in daha önce birbirine ilintili olarak tanımladığı varoluşun üç boyutuna bir dördüncüsünü ekleyerek hem danışanlara hem de terapistlere bir yol haritası sunmuştur. Bu haliyle varoluşun fiziksel boyutu (umwelt) doğayı, fiziksel çevreyi, bedenimizi ve eylemlerinizi içerir. Sosyal boyut (mitwelt) kişilerarası ilişkileri ve toplumsal bağları içerir. Kişisel boyut (eigenwelt) kişinin kendiyle kurduğu ilişkiyle ilgilidir ve son olarak tinsel boyut (uberwelt) kişinin değerler, idealler ve anlamla ilgili varoluşuyla ilişkisini gösterir.

İnsan varoluşu, devamlı olarak fiziksel ve sosyal çevresiyle, kendiyle ve değerleriyle ilişki içinde olan, dinamik bir bütün olarak açığa çıkmaktadır. Kişi bu boyutların hem kendi içlerindeki gerilimini hem de bu boyutların birbirleri arasındaki gerilimlerini yaşar. Örneğin insan kendi içsel dünyasında kendini olduğu gibi kabul etmekle kendini geliştirmek arasındaki gerilimi yaşar. Aynı zamanda sosyal dünyada kendi başına ayakta durma isteği ve başkalarıyla ilişki kurma isteği arasındaki gelgitleri yaşar. Kişi varoluşunu yaşarken bazı boyutlarının çok üstüne düşüp bazılarının pek farkına varmayabilir. Bu durumda kişinin varoluşundaki gedikler, kör noktalar, yetersizlikler daha yoğundur.

Amerikan varoluşçu-hümanisttik yaklaşımın yaptığı katkı ise varoluşun ölümlülük, özgürlük, yalnızlık, anlamsızlık (Yalom,1980) ve bedenlilik (Bugental,1981) gibi kaçınılmaz getirilerinin olduğu (the givens of existence) ve bunların fark edilmesinin kaçınılmaz olarak varoluşsal bir kaygıyı beraberinde getirdiğini söylemesidir.  Söz konusu kaygı varoluşsal bir kaygıdır ve varoluşun özünde olduğu için bununla cesurca yüzleşmek dışında herhangi çözümü de yoktur (Tillich,1952/2000). Kişinin doğal olan ve bir yerde yaşama canlılık katan bu kaygıyla yüzleşmek yerine çeşitli yollarla onu engellemesi, yansıtması veya çarpıtması kaygının geçici olarak yatışmasını sağlasa da bir zaman sonra yaşadığı bu varoluşsal kaygının nevrotik kaygıya dönüşmesine yol açar (Bugental,1981; Yalom, 1980).  Örneğin ölümün sürekli yakınımızda olduğunu fark eden bir anne, çocuğunun başına her an bir şeyler gelebileceğini fark eder. Bu hissettiği doğal varoluşsal kaygıdır ama bu kaygıyla cesurca yüzleşmek yerine çocuğunu sürekli gözü önünde tutarak onu ölümden koruyabileceğini düşünmeye başlarsa bu sefer yaşadığı kaygının türü nevrotikleşir. Eğer bu nevrotik kaygı onu çeşitli eylemlerde bulunmaya yönlendirirse, mesela çocuğunu dışarı çıkartmak istememeye veya onu devamlı takip etmeye başlarsa artık bu nevrotik kaygı semptom üretmeye başlamıştır.

Varoluşun Boyutları ve Varoluşun Getirileri Açısından Testte Bakılabilecek Öğeler

Varoluşun her alanını yaşayabilmek, bunlarda ortaya çıkan varoluşsal kaygıyı işleyebilmek ve her boyutun kendi içinde oluşan kutuplaşmalarda sadece bir tarafta kalmaktan ziyade her ikisini de deneyimleyebilmek varoluşsal açıdan daha zengin, daha otantik bir duruma işaret etmektedir. Ancak böyle olmayan her durum da kişinin kendi varoluş tarzı olarak kabul edilmeli ve saygı duyulmalıdır. Herhangi bir varoluş alanının diğerine ve yine bir varoluş şeklinin diğerine üstünlüğünden söz edilemez.

Bütün bunları Rorschach testiyle kişinin varoluşunu nasıl deneyimlediğini anlamak için bütünleştirdiğimizde özetle şu metoda varılabilir: kişinin varoluşun getirilerini, varoluşun farklı boyutlarında nasıl deneyimlediğini gözlemek. Kişi varoluşun tüm boyutlarını deneyimleyebilmekte midir, yoksa sadece belli bir alana ve onun gerilimlerine mi takılmaktadır? Benzer şekilde sınırlılığını, seçimi, sorumluluğunu, yalnızlığını ve anlamsızlığı bu varoluş alanlarında işleyebilmekte midir, yoksa çeşitli savunmalarla bu doğal varoluşsal kaygıyla başa çıkmaya mı çalışmaktadır? Bu kavramsallaştırmaya göre varoluşun boyutları zemin; getirileri ise onda açığa çıkan formlardır.

Bu bakışla her bir varoluş boyutunun ilgili olduğu alanlar, içerdiği kutuplaşmalar ve bunları anlamak için Rorschach testinde hangi öğelere bakılabileceği aşağıda sunulmuştur. Bu öğelerin birçoğu Fransız Psikanalitik okuluna ait kavramsallaştırmalara dayanmaktadır; bununla beraber Exner’in (2002) bütünleştirici yaklaşımının kullandığı bazı kavramsallaştırmalara da zaman zaman yer verilmiştir. Bu öğeleri değerlendirirken bunların ampirik bir araştırmaya dayanmadığı ve hatta kavramsal düzeyde bile henüz olgunlaşmadığı akılda tutulmalıdır. Nihayetinde bu çalışma tek kişi tarafından ve ileriki çalışmalara zemin hazırlaması niyetiyle gerçekleştirilmiştir.

Fiziksel Boyut (Umwelt) ile ilgili Bakılabilecek Rorschach Testi Öğeleri

Doğal çevre, fiziksel çevre, bedensel duyum ve ihtiyaçlarla ilgili varoluş alanıdır. Varoluşumuz, en temelde fiziksel çevre ile etkileşim halinde olan bedendir. Bu bedeni ve etkileşimde olduğu çevreyi nasıl deneyimlemekte olduğumuz bu boyutun içeriğini oluşturur. Bedenin ne kadar bütünlüklü, otonom, sağlıklı algılandığı, aynı zaman da çevrenin de ne kadar güvenli, konforlu algılandığı bu boyutun kapsamındadır. Beden ile çevresinin etkileşiminde -ki bu hem doğal çevre hem insanların yarattığı çevre hem de direkt başka insanların bedeni olabilir, kişinin beş duyusunu kullanımı ve eylemleri temas alanını oluşturur. İnsanın temel motivasyonu bu boyutta hayatta kalma ve üremedir.  Ölüm-doğum; fanilik-ölümsüzlük;  sınırları kabul- red vb. kutuplaşmaları ve bunlardan doğan varoluşsal kaygı bu boyutun temel gerilimini oluşturur (van Deurzen, 1997; van Deurzen & Arnold Baker, van Deurzen, 2002).

Tablo 1: Fiziksel Boyut ile İlgili Rorschach Testi Öğeleri

Lokalizasyonlar (G,D,Dd, Gbl, Dbl yanıtları)

Bu boyutla ilgili olarak bakılabilecek ilk şeylerden biri danışanın önündeki materyali kendi gerçekliği, bütünlüğü içinde inceleyip incelemediğidir. Kişinin hem bütünde hem de detayda kartın beş duyusal gerçekliğini ne kadar çalışabilmekte olduğu değerlendirilebilir.

Yine danışan kartları bütün olarak ele almasıyla ya da parçalara ayırmasıyla gerçeklikle nasıl başa çıktığını ifade etmektedir. Danışanın her iki yöntemi de kullanabilmesi varoluşunu daha kapsamlı bir şekilde ele aldığının göstergesi sayılabilir.

F+ ve F- yanıtları

Yine kartın doğal gerçekliği olan kontürleriyle olan ilişki, kişinin bedensel anlamdaki sınırlılığıyla ve ölümle yani en büyük sınırla ilişkisini yansıtır. Kişi bu sınırlara riayet edebilirken bazen de bunları esnetebilmesi, ölüme rağmen anlam üretebilmesinin bir öncülü sayılabilir. Yani kişiden ağırlıklı olarak F+ yanıtları vermesi beklenirken hiç F- yanıtı vermemesini değil aksini bazen bu tür yanıtları da vermesi beklenmektedir.

Kontamine- Bozuk Yanıtlar ve Popüler Yanıtların Yokluğu

Kişinin algılamalarında nesnel ve konvansiyonel olanı göremeyip çok fazla kendi öznelliğinde kalması ve diğer insanlardan kopacak şekilde nesnel dünyayı farklı algılamasıyla ilgili olarak bu yanıtlara bakılabilir.

(H) ve (A)

Kişinin kendi bedenini ve diğer insanların bedenini, dürtüsel taraflarını ne kadar gerçekçi şekilde algılayıp algılamadığıyla ilgili kullandığı fantastik hayvan ve insan figürleri fikir verebilir.

Anatomi, X-ray, Morbid yanıtlar ve sex içerikleri

Kişinin beden bütünlüğünün olup olmamasıyla bu bedeni nasıl algıladığıyla ilgilidir. Bedenle ilgili aşırı meşguliyet, onu bütünlüklü algılayamama ve bedenin cinsel yönüyle ilişkisi hakkında fikir verir.

Kart V yanıtları

Kişinin bütünlüklü bir beden imajını olup olmamasıyla ilgili değerlendirilebilir.

Doğa içerikleri, Bt, Elementler

Kişinin içinde yaşadığı doğal çevre ile ilişkisini yansıtır.

Sosyal Boyut (Mitwelt) Boyut ile İlgili Rorschach Testi Öğeleri

Kişilerarası ilişkiler ve duygulanım ile ilgili boyuttur. İnsan varoluşu gereği her zaman ilişkisel bir varlıktır. İnsan sosyal varoluşu açısından dili ve kültürü öğrenmek, nesil farkını kavrayabilmek, farklı ilişki türlerini örn. şefkat ve şehvet vb. ayırt edip buna göre davranabilmek, ezilmeden ve kontrol edilmeden diğer insanlarla etkileşime girebilmek vb. görevlerini yerine getirmek durumundadır.

Bu boyutta en temel gerilim, yalnızlık ile bir arada olabilme kutupları arasında yaşanmaktadır (van Deurzen, 1997; van Deurzen, 2002; van Deurzen & Arnold Baker (2005). Bir taraftan dilin yapısı ve oluşumu sosyal olduğundan ve içselleştirilmiş nesne temsillerinin devamlı bizimle olmasından aslında yalnız olduğumuzda bile diğer insanlarla bir aradayızdır. Diğer taraftan ontolojik olarak diğer insandan farklı bir kişi olduğumuz için onlarla aramızda aşılamayacak bir boşluk her zaman kalır; kısacası bir yerde her zaman yalnızızdır (Yalom, 1980).

Bu yalnız ama birlikte oluş durumunun, otantik bir duruşla kabul edilmesi ya da bunun otantik olmayan şekilde inkarı ilişkilerdeki yakınlık-uzaklık ve bağımlılık-bağımsızlık düzeyini belirler. Duygulanımlar da bu alanda bir barometre gibi temel düzenleyici görevini görür (van Deurzen, 1997).  Bu boyuttaki diğer kutuplar içedönüklük-dışadönüklük, düşünce- duygulanım, rekabet-işbirliği, uyum-ayrışma, güvenme- şüphelenme şeklinde özetlenebilir.

Tablo 2: Sosyal Boyut ile İlgili Rorschach Testi Öğeleri

Testörle kurulan ilişkinin tonu

Danışanın testörle kurduğu ilişki genel olarak sosyal boyutta diğer(leriyle) nasıl ilişki kurduğunun genel bir öncülü niteliğinde değerlendirilebilir. Danışan testöre karşı kendini açarak daha labil bir dil mi kullanmaktadır, yani buluşmayı mı tercih etmektedir; yoksa nesnel hatta tedbirli bir dili kullanarak ayrışmayı mı tercih etmektedir?

İkili kartların (II, III, VII) ve Pastel kartların analizi (VIII, IX, X)

Özellikle II.III. IV. kartlara verilen yanıtlardaki ilişkisel örüntüler kişinin bu varoluşsal yalnızlığıyla nasıl başa çıktığının iyi birer göstergesidir.  Pastel kartlardaki örüntüler ise diğer insanların nasıl oldukları, onlara güvenilip güvenilmeyeceği, nasıl ilişki kurulacağı ile ilgili danışanın temel şablonlarını anlamlandırmamıza olanak sağlar.

H, A ve K,Kob,Kan yanıtları

Diğer insanlar ve onlara karşı olan duygulanımların niteliğini anlamak için bakılabilecek yanıtlardır. İnsan ve hayvan yanıtlarının bütünlüklü olup olmadığı ve bunlara yönelmiş iyi işlenmiş K yanıtlarının varlığı ve yokluğu kişinin diğerini parça nesne mi yoksa bütünlüklü bir özne olarak mı gördüğüne (I-thou ilişkisi) dair fikir verebilir.

Clob yanıtları

Protokoldeki Clob yanıtları, Laing’in (1965) ontolojik güvensizlik (ontological insecurity) olarak adlandırdığı diğeri tarafından yutulmak, sınırlarının ihlal edilmesi ve çökmeye dair derin korkuyu ifade ediyor olabilir.

C ve K yanıtları;      C’ yanıtları,        Estompaj;      T.R.I ve R.C% ,  F yanıtları

Kişinin ilişkisel dünyada açığa çıkan duygulanımlarla nasıl başa çıktığını değerlendirmek için bu tür yanıtlara bakılabilir. Kişi sosyal varoluşunda açığa çıkan duyguları bir barometre gibi düzenleyici olarak kullanabilmekte midir, yoksa duyguların seline kapılarak yahut onları izole ederek onlarla başa çıkmaya mı çalışmaktadır? Hiç kapsanmamış C yanıtları duygulanımın hiç işlenmeden açığa çıkartıldığına işaret ederken, F yanıtlarının genel yanıtlar içinde fazla olması da kişinin, varoluşunun duygulanımsal yönünü fazlasıyla bastırdığını göstermektedir. Yine C ve K yanıtlarının birbirine oranlarına  bakılarak kişinin sosyal boyutta ağırlıklı olarak duygu mu yoksa düşünce temelli mi hareket ettiğine dair izlenim edinilebilir.

Kart IV, VI ve VII

Bu kartlara verilen cevaplar kişinin ebeveyn/otorite ve kadın/erkek temsillerini ne kadar algılayabildiğine, nesil farklarını işleyip işleyemediğine ve kontrol-işbirliği kutuplarını nasıl yaşadığına dair değerlendirebilir.

Son kartın analizi

Bu kartın incelenmesi kişinin ayrılıkla, varoluşsal yalnızlığıyla nasıl başa çıktığının bir göstergesi olarak düşünülebilir.

Kişisel Boyut (Eigenwelt) ile İlgili Rorschach Testi Öğeleri

Yazının başında bahsedildiği üzere varoluşçuluk her ne kadar sabitleşmiş, nesneleşmiş bir benlik kavramını kabul etmese de insanın kendine dönük, ona bir bütünlük ve bireysellik hissi veren boyutunun da olduğunu kabul eder. Ancak bunu sabitleşmiş olarak değil devamlı akış halinde olan, devamlı deneyimiyle değişen, fiil halde olan bir varoluş biçimi olarak görür (Cooper, 2003).  Kişinin varoluşunun bu yönü ilk iki yönden farklı olarak sonradan kazanılmış bir nitelik taşır. Kişi kendine dair yaşadıkları ve diğer insanların bildirdikleriyle bu benlik duygusunu zaman içinde kazanır ve yaşadıkça da birçok dönüşümden geçer. Bu boyutta düşünme başlıca düzenleyici işlev görür.

İnsan varoluşunun farkına varmak, bunu bütünleştirmek ve bunlara ek olarak da kendi özgürlüğünü ve sınırlılığını değerlendirmek durumundadır. Kendi kimliğini otantik olarak onaylamakla, kendini diğerlerinin tanımlamalarına bırakmanın gerginliğini yaşar. Kendini özgürce seçmenin yarattığı kaygı da bu boyutun başlıca gerilim kaynaklarındandır.

Bütünlük- dağılma, kendini kabul-eleştirme, özdeşleşme- özdeşleşememe yine bu boyutun temel çatışmalarındandır (van Deurzen, 1997; van Deurzen & Arnold Baker, van Deurzen, 2002).

Tablo 3: Kişisel Boyut Boyut ile İlgili Rorschach Testi Öğeleri

Kullanılan Dil

Danışanın kullandığı dil yapısından edinilebilecek izlenimlerin ilki, kişinin dili kullanırken  seçim yapıp sorumluluk almaya olan yaklaşımıdır. Seçim yapıp sorumluluk alan bir söylemde danışan “ben” diyebilmekte, neyi gördüğünü net söyleyebilmektedir. Seçim yapmayan ve sorumluluk almayan dil yapısında ise genel olarak tereddüt göze çarpmaktadır ve danışan ben görüyorum yerine “şu var” ya da “şu olabilir” vb ifadeler kullanır.

Muğlak Tasarımlar

Exner’in sisteminde muğlak (vague) olarak tanımlanan form yanıtlarıdır. Kişi belirgin nesneler yerine buz, kan, su gibi formu belirsiz nesneler yansıtır. Burada yine seçim yapmakla ilgili bir zorluk olup olmadığına diğer cevaplar üzerinden bakılabilir.

H ve Hd  ; A ve Ad ; Mor

Kişinin kendini bütünlük içerisinde algılayıp algılamadığı, yine kendini algılarken zarar görmüş şekilde mi algıladığı söz konusu cevaplardan değerlendirilebilir.

K (a/p) yanıtları ve C yanıtlari

Kişinin düşünsel ve duygusal kaynaklarının toplamını göstermektedir. Ayrıca danışanın kullandığı kinestezilerde aktif olarak seçim mi yaptığı yoksa pasif kinestezilerle mi özdeşleştiği özellikle ölüme karşı bir kurtarıcı bekleme (Yalom,1980) savunmasıyla beraber açıklanabilir.  Kapsanmış c yanıtları verip vermemesi de kişinin benliğinin duyguları kapsayacak düzeyde gelişip gelişmediği konusunda bir değerlendirme aracı olarak kullanılabilir.

Ayna ve simetri cevapları

Kişinin varoluşunu diğer insanların yansıma ya da uzantı olarak görüldüğü narsisistik bir düzlemde mi sürdürdüğünü anlamak için bu cevaplara bakılabilir. I-thou ilişki tarzının deneyimleyebilen insanların protokollerinde bu cevapların daha seyrek olması beklenir.

Doku (T) yanıtları, Derinlik (V), Diffuse (Y) ve C’ Yanıtları

Fransız okulunun sadece estompaj genel başlığı altında verdiği yanıt türleri Exner’in yaklaşımında üç farklı tür duygusal stresi ifade eder. “Y” yanıtları kaygıyı ve çaresizliği, “T” yanıtları yakınlık ihtiyacını ve  “V” yanıtları kişinin kendine karşı olan eleştirel bakışını ifade ederler. Bunlar birleştirildiğinde kişinin karşı karşıya olduğu duygusal stres miktarı ortaya çıkar.  Bunlara varoluşçu bir bakışla bakıldığında genel olarak estompaj yanıtları, kişinin kendi varoluşunu olduğu gibi kabul etmekle bunu eleştirmek arasındaki gerilimi, kendisini hayatının faili olarak mı yoksa güçsüz bir mağdur olarak mı gördüğünü yansıtmaktadır.

Gbl, Dbl, Ddbl Yanıtları

Boşluk ontolojik olarak yokluk haliyle yani ölümle ve anlamsızlıkla ilişkilendirilebilir. Bu durumda insanın varoluşu, ölüm ve anlamsızlık zemininde açığa çıkan figür durumdadır, ne zaman ki boşluğun kendisi görülüp anlatılır, o zaman ölüm ve anlamsızlık zemin olmaktan çıkıp başlı başına figür haline gelmiş kişinin varoluşunu kaplamış demektir.  Kişinin boşluğa tahammülü, ölüme ve anlamsızlığa tahammülünün göstergesi olarak içsel varoluşunda yaşadığı negativizm ve öfkeyle ilişkili değerlendirilebilir.

Kart I, V yanıtları (Beden İmgesi)

Beden imgesi her ne kadar fiziksel dünyaya ait gibi gözükse de kişinin kendisini nasıl algıladığının da bir dışavurumudur.

Kart II, III, IV, VI, VII  (Özdeşim ve Kimlik)

Kişinin içsel varoluşunu ortaya koymakta kullandığı özdeşimleri ve kimlik olgusu burada değerlendirebilir. Özellikle cinsel kimlik, kişinin içsel dünyası dışında varoluşunun hem bedensel hem de sosyal boyutlarıyla yakından ilişkilidir.

Tinsel Boyut (Uberwelt) ile İlgili Rorschach Testi Öğeleri

Tinsel boyut, Binswanger (1946)’in üç boyutlu Dasein (Being-in-the-world) kavramına Emmy van Deurzen’in (1997,2000) eklediği bir boyuttur. İnsanın yaşam karşında ürettiği değerleri ve anlamları ifade eder. İnançlar, kültürel değerler, ideolojiler ve kendi değerlerimiz hep bu alan içindedir. Ancak varoluşun kaçınılmaz bir getirisi olarak insana doğuştan bir anlam verilmez, insan bu anlamı kendisi üretmek zorundadır. Yalom (1980) bu durumu, insanı anlamsız bir hayatta anlam arayan bir varlık olarak betimleyerek ifade eder. Bu alan diğerlerine göre bütüncüldür ve diğerlerini kapsar. Bir durum karşısında yapılabilecek en üst düzey işlev, savunma mekanizmalarının inkar ve çarpıtma mekanizmalarını kullanmadan o konudan bir anlam üretebilmektir.

Tablo 4: Tinsel Boyut Boyut (Uberwelt) ile İlgili Rorschach Testi Öğeleri

Ketlenmeler ve Ret edilen Kartlar

Danışanın hangi alanla ilgili anlam üretemediğinin incelenmesi yerinde olur. Kişi reddettiği kartların ilgili olduğu alanlarda bir anlam çıkaramamakta ve ketlenmektedir.

Organize Form ve Hareket yanıtları

Kişinin algıladığı materyal üzerinden içsel bir organizasyon oluşturarak birbirinden kopuk gibi gözüken öğeleri belli bir anlatımla gruplandırarak anlamlandırır. Bunu yapabilmesi kişinin bilişsel kapasitesini göstermekle birlikte aynı zamanda durumları birbiriyle bağlayarak anlam üretebilme kapasitesini de yansıtır.

İçerik yanıtlarının zenginliği

Kişinin farklı nesne kategorilerini kullanabilme kapasitesi, kültür ve değerleri ne kadar içselleştirebildiğini, bunlarla ilgili bir zenginliğini gösterebilir.

Rorschach testinin varoluşçu yorumunun oluşturulmasında başlangıç adımı olarak bu gibi sorulara yanıt aranması insanı, acısını ve tedavisini anlamamızda yeni kapılar açacaktır. Kişi verdiği cevaplarla aynı zamanda kendi var olma tercihlerini ortaya koymaktadır. Ancak bu varoluş tercihlerini sağlıklı-hasta, az gelişmiş-üst düzey vb. tanımayıcı bir şekilde anlamak, belli kalıplarla düşünmeye ve bütün bu yanıtların arkasındaki özneyi kaçırmamıza neden olabilir. Kişinin verdiği yanıtların ve bunların değerlendirilmesinin, sadece “kişinin belli bir zamandaki varoluşunun betimlenmesi” olarak ele alınması hiç unutulmaması gereken bir husustur. Aksi halde insanın varoluşu belli bir yapı ve örüntüyle “tanımlanır” ve böylece özne sanki bir nesneymiş gibi zannedilmiş olur. Böyle bir değerlendirmenin başka bir sınırlılığı da kullanılan aracın ta kendisidir. Zaten insan gibi tanımlanamayacak bir varlığı değerlendirmeye çalışmak bunu her yapmaya çalıştığımızda devamlı akan bir nehrin fotoğrafını çekmeye benzetilebilecek şekilde onu dondurmak anlamına gelmektedir.  Üstelik Rorschach insanın tüm varoluşunu tetikleyebilecek birçok elemandan da yoksundur. En basitinden bir sesi, kokusu, dokusu, hareketi yoktur. Bunlara ek olarak olgun insan ilişkilerini yansıtabilecek belirgin insan figürleri yoktur. Tinsel boyutu ortaya koyabileceği elemanlardan da yoksundur. Bu duruma daha derin bir bakış açısıyla bakıldığında ise daha örtük bir durum karşımıza çıkar: bir araç içinden çıktığı zihni aşamaz. Yani nesne, özneyi kapsayamaz hele de bu araç insan varoluşunu, çoğu zaman sadece psikosomatik bir yapı olarak tanımlayan bir yaklaşımla oluşturulmuş bir araçsa.

KAYNAKÇA

Binswanger, L. (1946). The existential analysis school of thought. In R. May, E.

Angel, and H.F.Ellenberger (Eds.), Existence (pp.191-213). New York: Basic Books, 1958

Buber, M. (1958). I and thou (2nd ed.). Edinburgh: T. & T. Clark

Bugental, J. F. T. (1981). The search for authenticity: An existential-analytic approach to psychotherapy. New York: Irvington.

Cohn, H.W. (1997). Existential thought and therapeutic practice: An introduction to existential psychotherapy. London: Sage.

Cooper, M. (2003). Existential Therapies. London: Sage Publications.

Exner, J.E. (2002). The Rorschach: Basic foundations and principles of interpretation V.1: A comprehensive system (4th ed.). New Jersey: John Wiley & Sons.

Laing, R. D. (1965). The Divided Self: An existential study in sanity and madness. Harmondsworth: Penguin.

May, R. & Yalom, I. (1995). Existential psychotherapy. In R.J.Corsini & D.Wedding (Ed.), Current psychotherapies (pp. 262-292). Illinois: F.E. Peacock Publishers,Inc.

Schneider,K.J.(2003). Existential-humanistic psychotherapies. In A.S. Gurman & S.B. Messer (Ed.), Essential psychotherapies (pp.261-295). New York: Guilford.

Spinelli, E.(2007). Practising existential psychotherapy: The relational world. Thousand Oaks, CA: Sage.

Tillich, P. (2000). The Courage to Be. (2nd ed.). New Haven: Yale University Press

Yalom, I. (1980). Existential Psychotherapy. New York: Basic Books.

van Deurzen, E. (2002). Existential counselling and psychotherapy in practice.                        (2nd ed.). London: Sage.

van Deurzen-Smith, E. (1997). Everyday mysteries. London: Routledge.

van Deurzen,E., ve Kenward,R. (2005). Dictionary of existential psychotherapy and Counselling. London: Sage Publications.

van Deurzen,E. & Arnold-Baker,E.(2005). Introduction to the physical dimension. In E. van Deurzen & C. Arnold-Baker (Ed.),  Existential perspectives on human ıssues: A handbook for therapeutic practice (pp.27-30). London: Sage

van Deurzen,E. & Arnold-Baker,E.(2005). Introduction to the social dimension. In     E. van Deurzen & C. Arnold-Baker (Ed.),  Existential perspectives on human ıssues: A handbook for therapeutic practice (pp. 89-92). London: Sage.

van Deurzen,E. & Arnold-Baker,E.(2005). Introduction to the personal dimension. In E. van Deurzen & C. Arnold-Baker (Ed.),  Existential perspectives on human issues: A handbook for therapeutic practice (pp. 157-160). London: Sage.

van Deurzen,E. & Arnold-Baker,E.(2005). Introduction to the spiritual dimension. In E. van Deurzen & C. Arnold-Baker (Ed.),  Existential perspectives on human issues: A handbook for therapeutic practice (pp. 217-220). London: Sage.

Wilber, K. (1991). Grace and grit. Boston: Shambhala

Wong, P. T. (2006). Existential and humanistic theories. In D. L. Segal, M. Hersen, & J. C. Thomas (Eds.), Comprehensive handbook of personality and psychopathology (pp.192-210). New Jersey: John Wiley & Sons, Inc.

Özet –    Rorschach Testinin Varoluşsal Boyutları

Bu çalışmanın amacı Rorschach testinin varoluşsal boyutlarını incelemektir.  Rorschach testi bulanık kontur ve gölgeleriyle; sunduğu test atmosferi ile danışanı yoğun bir varoluşsal durumla yüzleştirir. Danışan tüm bu belirsizlikleri seçimler yaparak anlamlandırmak durumundadır.

Test durumunun varoluşsal doğasına ek olarak,  cevapların içeriği varoluşsal bakış açısına göre değerlendirilebilir. Bu değerlendirmenin odağında danışanın varoluşun getirileriyle ve varoluşun tüm boyutlarıyla yüzleşebilme kapasitesi yer almaktadır.

Diğer taraftan insanın bir takım özelliklere indirgenemeyecek bir varoluşsal açığa çıkış olduğunu da unutmamak gerekir. Özellikle de varoluşsal bir değerlendirme ancak belli bir zamanda yapılmış bir betimleme olarak ele alınmalı asla bir tanımlama olarak görülmemelidir.

Anahtar kelimeler: Rorschach Testi, varoluşçuluk, varoluşçu psikoterapi, Dasein, İnsancıl psikoterapi

Summary-     Existential Dimensions of the Rorschach

The aim of this study is to scrutinise the existential dimensions of rorschach test. Rorschach test with its blur contours, shades and its examinaton atmosphere, shortly with all its uncertainty, confronts the client with a very dense existential position. The client must make sense all of these uncertainties by making choices.

In addition to existential nature of the test situation, the content of the answers could also be evaluated with an existential stance. Questioning the existential awareness level in terms of his resolution to confront with the existential givens and all dimensions of being-in-the-world would be focus of this evaluation.

In the other hand it should not be forgotten that human being as an existential flux can not be evaluated and reduced into some essential features.  Especially an existential evaluation must be considered as a time limited description not a gross definition.

Keywords: Rorschach Test, Existentialism, Existential Psychotherapy, Dasein, Humanistic Psychotherapy.

Tags:

Please reload

Please reload